Kafamdaki Sesler
Kaybolmuşum. Bir süre yolumu bulamadım. Bir süre daha bulacağımı sanmam. Yürüyorum ama yürümeyi bıraksam ne olacak ki? Zaman benimle durmayacak ya. Belki de bir an olsun yürümeyi bırakmamamın sebebi umudumdur. Umut etmenin anlamı benim için çok büyük. İmkansız deseler bile bir imkan var ben biliyorum. Umut ediyorum işte. İnsan en çok kendini kandırdığında mutlu değil mi zaten? Herkesin her şeyin en doğrusunu bilir, bu çok yanlış herkes herkesin bildiğinden daha fazla şey bilir aslında. Ama arkana dönüp baktığında doğrular seni kurtarmamış kendi bildiğine inanırsın. Ben en çok kendimle konuşuyorum sanırım. Ne diyebilirim ki beni en iyi ben anlıyor. Ama kafamda o kadar çok ses var ki bir an olsun konuşmayı bırakmıyorlar. Benden aynı anda nasıl bu kadar ses çıkabiliyor. Kafamın içi hep bir savaş halinde. Hangisini dinlesem bilmiyorum. Biraz olsun sussalar belki bakıp gülümseyebileceğim bende. Olur mu hiç? İçimi kemirmeden, beni yiyip bitirmeden susmaya niyetleri yok gibi. Bazı sabahlar uyanıyorum, güneş açmış, gökyüzü masmavi içime huzur doluyor, susuyor kafamın içindeki sesler. İşte bu kadar basit diyorum insanın mutlu olması. Doğan güneşe, uçuşan kuşlara, kuşların cıvıltılarına, soluduğun havaya havaya bakar diyorum. Sonra gece oluyor. Yıldızlı gökyüzü, ne doğan güneşle ne de yıldızlı gökyüzüyle derdim oldu benim. Oturalım bir sahil kenarında göğe bakalım. Ama ya dört duvar arasındaysak, camdan ışık girmiyorsa? Aynı şey mi gündüzle? Aynı huzur bu sefer içime doğmuyor işte. Ya ne oldu şimdi hani mutluluğumuz? Bir günde nasıl ikiye bölündü ruhum. İnsan geceye sığınıyormuş, e her gecenin bir sabahı var sonuçta. Bunu bilmek bu zamana kadar kimi rahatlatmış ki?


