Açıkçası bu konuyu, sanırım ilk kez üniversite sınavlarına hazırlandığım yıl duymuştum, ya da en azından anlamını o zaman idrak ettim. Etrafımdaki herkes, özellikle de sınav dönemleri yaklaştıkça, sürekli bu soruyu mırıldanır gibiydi: “Bugün ne sınavı var?”.
Takvimler 25 Nisan 2026’yı gösteriyor ve gelin görün ki, bu soru bugün bile hala en çok arananlar arasında. İşin garibi, bu sadece tek bir güne ait bir arayış değil, bence koca bir ülkenin eğitim sistemine, geleceğe bakışına ve gençlerin omuzlarındaki yüke ayna tutan, adeta bir ‘ulusal iç ses’ gibi.
Şimdi diyeceksiniz ki, “E tamam da, bugün gerçekten ne sınavı var?”. Açıkçası, bu yazıyı yazdığım an itibarıyla, yani 25 Nisan Cumartesi günü (ki bu, çoğu büyük sınavın yapıldığı gündür), spesifik olarak tek bir “büyük, ülke geneli sınav” olmayabilir. Ama bu, hiç sınav olmadığı anlamına gelmez. Bilemem, belki bir üniversitenin vize haftasıdır, belki bir açık öğretim fakültesinin bütünleme sınavları vardır, ya da yabancı dil yeterlilik sınavlarından (YDS, YÖKDİL gibi) birine denk gelmiştir. Türkiye’de sınavlar o kadar iç içe geçmiş durumda ki, neredeyse her hafta bir yerde birileri bir sınava giriyor.
Peki Ama Neden Sürekli Bir Sınav Halindeyiz?
Bence bu sorunun ardında sadece bir bilgi arayışı değil, çok daha derin bir anlam yatıyor. Türkiye’de eğitim sistemi, maalesef ki, büyük ölçüde sınav odaklı. İlkokuldan itibaren başlayan bu maraton, LGS (Liselere Geçiş Sınavı), ardından üniversiteye giriş için YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) ile zirve yapıyor. Yetmiyor, üniversite bitiyor, KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) ile kamuya atanma umudu başlıyor. Özel sektör deseniz, orada da mülakatlar, kişilik envanterleri, yetenek testleri… (ki bu da başlı başına bir sınav aslında).
Bu durum beni gerçekten çok etkiliyor açıkçası. Çocuklarımız, gençlerimiz adeta bir ‘sınavdan sınava koşan’ jenerasyon haline geldi. Her yeni sınav tarihi açıklandığında, sosyal medyada başlayan o panik havası, ailelerin çocukları için yaptıkları fedakarlıklar, dershanelerin, özel derslerin bitmek bilmeyen maratonu… Siz de fark ettiniz mi bilmiyorum ama, sanki hepimiz topyekûn bir yarışın içindeyiz ve bitiş çizgisi hep biraz daha uzağa taşınıyor.
İşin ilginç tarafı, bu sürekli arayış, aynı zamanda bir “gelecek kaygısının” da dışavurumu. Bir sınava girip başarılı olmak, genellikle daha iyi bir okula, daha iyi bir bölüme, daha iyi bir kariyere giden yol olarak görülüyor. Ve bu yol, maalesef, çoğu zaman tek yol olarak dayatılıyor. Alternatifleri konuşmak, farklı yetenekleri keşfetmek ya da sadece “mutlu olmak” sanki biraz arka planda kalıyor (en azından benim gördüğüm kadarıyla).
Gelin görün ki, bu sınav baskısının getirdiği stres ve kaygı, gençlerin ruh sağlığını da derinden etkiliyor. Uykusuzluk, motivasyon kaybı, hatta depresyon gibi sorunlar, sınav dönemlerinde tavan yapıyor. Açıkçası bu, üzerinde daha çok düşünmemiz ve çözüm yolları üretmemiz gereken çok önemli bir mesele.
Peki, Ne Yapmalı?
Bana göre, öncelikle bu “bugün ne sınavı var” sorusunun ardındaki sistemsel sorunları görmeliyiz. Evet, sınavlar bir değerlendirme aracı olabilir ama tek araç olmamalı. Yetenekleri, ilgileri ve hayalleri farklı olan her genci aynı potada eritme çabası, bence uzun vadede topluma zarar veriyor. Esnek, yenilikçi ve çok yönlü bir eğitim sistemi, belki de bu bitmeyen sınav maratonuna bir nebze olsun nefes aldırabilir.
Belki de sadece ben böyle düşünüyorumdur, bilemem ama, her birimizin kendi yeteneklerini keşfedebileceği, kendini ifade edebileceği, sadece “sınav puanı” ile değil, insan olarak değeriyle ölçüldüğü bir eğitim sistemi hayal ediyorum. Bu, hem gençlerin üzerindeki yükü hafifletecek hem de toplumun genel refahını artıracaktır diye inanıyorum.
Umarım “bugün ne sınavı var” sorusunun, bir gün sadece merakla sorulan bir soru olmaktan çıkıp, yerini “bugün ne öğrendin?” veya “bugün ne keşfettin?” gibi sorulara bıraktığını görür��z… Sizin de bu konuda düşünceleriniz varsa yorumlarda paylaşmayı unutmayın. Hadi gelin, bu konuda biraz sohbet edelim!



